5 Mart 2012 Pazartesi



Yeni bir hafta yeni bir kitap,hakkındaki yorumlar çok iyi ve ben daha fazla bekletmeden kitabın romantik kahramanlarıyla tanışmak istiyorum..  siz konusunu okuyun ben kendisini :)




MİLYONLARI BÜYÜLEYEN BİR EFSANE...

Eşsiz bir hikâye anlatımı… Unutulmaz karakterler… Zengin tarihi detaylar… İşte bunlar Diana Gabaldon’ın romanlarına damgasını vuran en büyük özellikler. Yayınlanır yayınlanmaz New York Times gazetesinin en çok satan kitaplar listesine hızlı bir giriş yapan Yabancı serisi, eleştirmenlerin büyük övgüsünü kazandı ve milyonlarca okuyucuyu etkisi altına aldı. Serinin başlangıç kitabı olan ve heyecanlı bir macera ile bir aşk hikâyesini başarıyla harmanlayan bu büyüleyici ve tutku dolu romanda iki olağanüstü karakterle tanışıyoruz; Claire Randall ve Jamie Fraser.

Sene 1945. Eski bir savaş hemşiresi olan Claire Randall, savaştan dönmüştür ve tekrar bir araya geldiği eşiyle ikinci bir balayına çıkar ve Salisbury Düzlüğü’nde bulunan tarihi taş çemberini ziyaret ederler. Bu taşlardan birine dokunan Claire birden kendini, savaş yüzünden yıkılmış ve gruplaşmış sınır baskınlarına maruz kalan İskoçya’da bir – yabancı – olarak bulur. Sene 1743’tür.

Anlayamadığı güçler tarafından zaman içinde geçmişe savrulan Claire, hayatı için tehdit oluşturabilecek mülk sahipleri ve casusların arasına düşmüştür. Cesur bir İskoç savaşçısı olan James Fraser, Claire’e öyle sınırsız bir aşk sunar ki, genç kadın sadakat ve tutku gibi iki duygunun arasında sıkışıp kalır. Farklı zamanlarda yaşayan ve hiç ortak özellikleri olmayan bu iki adam arasında bir seçim yapması gerekmektedir.

umut

Şartlar, bugünde gördüğün gibi değişebilir,hayatta değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir. Kaderin çarkı mutsuzluktan mutluluğa oradan tekrar mutsuzluğa döner durur.Herşey geçer gider, devran döner,hayat devam eder.
herkese iyi haftalar :)

4 Mart 2012 Pazar

SESSİZLİK

Vampir kitaplarının daha sessizliğe çekildiği şu dönemde melekler fantastik dünyamı dolduruyor :) Fantastik-romantik hikaye aşığı olan ben hush hush serisinin bu üçüncü kitabınıda bayıla bayıla okudum.Nora ve Patch (jev) bir kaç gündür beni aşklarıyla esir aldı.Patch düşmüş bir melek Nora ise nefil soyundan gelen yarı insan yarı nefil bir vatandaş,ikinci kitap çok heyecanlı bir yerde bitmişti üçüncüsünü beklerken resmen göbeğim çatladı. Şimdi olay şöyle oluyor tam patch ve nora kavuşmuştu romantizim doruklardaydı ki birisi norayı patch'in kollarından aldı sessizlikte bu girizgahla başladı Nora 3 aydır ortada yoktu ve geri geldiğinde ise son 5 aya dair hiçbir şey hatırlamıyordu ama bu hafıza kaybı değil hafızasının silinmesi durumuydu biricik aşkı Patch'i bile unutmuştu (allahtan çok uzun sürmedide hatırladı onu) ailesi ve arkadaşları ise Patch'i ona hatırlatma zahmetinde bulunmadı ama aşk galip geldi ve nora kendini zorlayarak kayıp olduğu 3 ayda nerde olduğunu,onu kimin kaçırdığını ve aşkını hatırladı şimdi sıra 4. kitapta çünkü devamı gelecek gibi sonlandı

Eğer fantastik kitap severseniz mutlaka okuyun derim birde bana önerebileceğiniz bu tarz kitaplar varsa adlarını bekliyorum dostlar..

2 Mart 2012 Cuma

lookbook

 kalın kazaklarla kombinlenen bu minicik eteklere bayılıyorum ben şifon etek tütü etek hepsi ayrı güzel duruyor..
 puantiyeleri çok sevmeme rağmen kıyafette pek tercih etmiyorum nedense ev aksesurlarında daha çok beğeniyorum :)
 taytlar.. taytlar her ortamda hayat kurtaran dostlar :))
 gel bahar gel..
 bayıldım :))
 bundan kesinlikle istiyorum, hatta hemen bi kumaş edinip diktireyim
işte benim favori elbisem bebe yaka çok cici..

İyi bir haftasonu geçirin :)

28 Şubat 2012 Salı

İZ

Arka kapak yazısı;
Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir baba-kız öyküsü... Babasına hayran Verda, hatta âşık. Biricik kahramanım diyor onun için. Ne var ki, yıllar önce annesiyle babasının boşanmasından sonra ayrı düşmüşler birbirlerine. Çatışmışlar, çelişmişler ama sevgileri içten içe hep sürmüş. Kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü avukat Vedat Karacan'ın intiharıyla başlıyor öykü. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmek Verda'ya düşmektedir. Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke'leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini... 
Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım. Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi? Keşke hep küçük kalsalardı... Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba? Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim... 
Soluk soluğa okuyacağınız, farklı bir Canan Tan romanı...

Haddinden fazla elimde kalmasına rağmen  yalın diliyle ve hayatın içinden anlatımıyla hoş, çabucak bitecek bir roman. Canan Tan ile Piraye kitabı sayesinde tanıştım dizi tadında bir anlatımı var diye düşündüm ardından Eroinle Dansı okudum ve Yüreğim Seni Çok Sevdi ile bu yazarı okumaya ara verdim çünkü Piraye ile Yüreğim Seni Çok Sevdi arasında nerdeyse bir fark bulamadım. İz'i alış nedenim ise içindeki baba-kız ilişkisi.. kayda değer satırlar vardı içinde tabi ben çok ara vererek okuyunca hikayeden koptum biraz ama yinede aklımda kalanlar oldu...

'ölüm herzaman bizimleydi,her zamanda bizimle olacak. İnsan varlığının ayrılmaz bir parçasıdır o.Çünkü ölüm sorusunun anahtarı, yaşam kapısının kilidini açar.'

'Gidiyorum. Bana veda edin kardeşlerim!
 Sizi selamlıyorum ve aranızdan ayrılıyorum.
 Buraya kapımın anahtarlarını bırakıyorum ve evimin bütün haklarından da vazgeçiyorum.
 Sizden yalnızca son bir iki söz istiyorum.
 Uzun zamandır komşuyuz ama verebileceğimden fazlasını aldım.
 Şimdi gün karardı ve karanlık köşemi aydınlatan lamba da söndü
 Çağrı geldi ve yolculuğa hazırım.'

' bedenlerin geride durduğu, ruhların sevgiyle beklediği, yalnızca fikirlerin sarmaş dolaş sevgili olduğu düşünsel aşklar...'

'..vakti dolmadan feraha kavuşamaz insan..'

benim aklımda kalanlar bunlar, okuyalım,okuyun,okusunlar :)

27 Şubat 2012 Pazartesi

24 Şubat 2012 Cuma

ne okumalı,ne izlemeli

18 Yaşında kendi arzusu ile devşirilip payitahta getirilen Sinan, Karaboğdan Seferi sırasında gördüğü Mihrimah Sultan'a aşık olur. Bu aşk, Sinan'a önce Prut Nehrini on üç günde geçilecek köprüyü yaptırır.
Payitahta dönüşteMihrimah Sultan'ın evlendirilmesine karar verilir. Sinan ve Rüstem Paşa aday olur. Hürrem Sultan, siyasi nedenlerle kızı Mihrimah'ı Rüstem Paşa ile evlendirir.
Elli yaşında ve evli olan Sinan, bu evlilik üzerine kendini sanatına verir. Sarayın baş mimarı olur. Aşkını payitahtta yaptığı hanlar, hamamlar ve camilere yansıtır. Özellikle de aşkını Edirnekapı ve Üsküdar'da yaptığı iki cami arasına gizler.
Büyük bir merakla alıp okuduğum bu kitap beni açıkçası pek tatmin etmedi daha fazla ayrıntı istedim son sayfasına kadar ama nafile çabucak bitti, benim beklentilerimi karşılamadı ama kötü diyemem..okunurmu? zamanınız bolsa okuyun ama okumazsanızda büyük kayıp değil. O muhteşem aşkı hissedemedim hiç satırlarda ayrıca kızdımda Mimar Sinan'a yazık değilmi Mihri'ye diye sanırım tek hissetiğim duyguda buydu Mihri'ye üzülmek aşk falan hissetmedim yani yinede okumak isteyenlerin hevesini kırmak istemiyorum çok beğenenlerde var bu kitabı..



Beklenen film nihayet vizyonda, istenilen tepkileri alamasada Türk sineması son yıllarda sadece komedi alanında değilde değer kategorilerdede kendini ifade etmeye başladı bir an için korkmuştum sinemamızın son kaliteli filmi Eşkiya olacak diye ama iyi yapımları gördükçe seviniyorum.Gidenlerin eleştirileri hep olumsuz yönde bir çok insan filmin sadece fragman ibaret olduğunu söylüyor ama ben bütün olumsuz yorumlara kulaklarımı tıkayıp bu hafta sonu izlemeyi planlıyorum :) izleyelim ki daha iyilerine bütçe olsun verdiğimiz paralar kaliteli yorumlar yapalım ki diğer filmlerde aynı hatalara düşmesinler, meyve veren ağaçları taşlamayalım ve yapıcı eleştirilerde bulunalım :) filmi daha detay merak edenler tık tık
herkese iyi hafta sonları